Yeter! Söz Milletindir!

Türkiye bu cümle ile 1950 seçimlerinde tanıştı. Gelin o günlere bir dönelim. Türkiye’de “resmen” seçimli demokrasi ne zaman uygulanmaya başlamıştır diye soracak olsak birçok kişi 1946 seçimlerini referans gösterir. Evet “sözde” demokrasi ile bu zamanda buluşmuştur milletimiz. Niye “sözde” dedim bunu bir açalım…

Çok partili seçimlerden korkan CHP 1946 seçimlerinde açık oy gizli tasnif sistemini uygulatır! Yani vatandaş oyunu açıkça kurul önünde kullanır ancak oylar halktan gizli sayılır. Üstüne üstlük bu seçimlerde yargı denetimi de yoktur. Sonra da bunun adına ‘demokrasi’ denir. Bu sebeple şahsen Türkiye’de ilk demokratik seçimin yapıldığı zaman olarak 1950 yılını baz alırım.

Yeter Söz Milletindir mottosuyla yola çıkan Adnan Menderes’in Demokrat Partisi 14 Mayıs 1950’de yüksek bir oy oranıyla iktidar olur. Kapsamlı bir dönem olduğu için bu yazımda Menderes’in politikasını, duruşunu, doğru ve yanlışlarını değerlendirmeyeceğim ancak şu kesinlikle unutulmamalıdır ki Adnan Menderes bu topraklar üzerinde demokrasi uğruna en büyük bedeli, canıyla, ödemiş bir fanidir. Demokrasi adına bir can yitirilmiştir belki ama onun karşılığında milyonlarca yürek demokrasi adına atmaya başlamıştır ve milletimiz o haksızlığı hala unutmamıştır.

Günümüz siyasetini de adeta 1950 seçimleri şekillendiriyor.

Malum seçimlerin 14 Mayıs 2023’de yapılacağı Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açıklandı. Ancak ilginç olan bir nokta daha var. Tarihe not düşmek istiyorum: Seçim tarihi belli olur olmaz CHP’de ‘Yeter Söz Milletin’ furyası başladı. Milletvekilleri videolar çekiyor, paylaşımlarında bu sloganı kullanıyor ve hatta dün itibarı ile genel merkezlerine bu sloganın yazdığı dev bir afiş asılı. CHP’ye ve dolayısı ile tek parti sistemine karşı duruşun bir sembolü olan ve 1950 seçimlerinde Demokrat Parti’nin kullandığı bu söylemin CHP Genel Merkezine asılması yüzümde acı bir tebessüm oluşturdu.

Önce Adnan Menderes’i astılar, şimdi de afişini!

CHP’yi yönetenler Türk Siyasi Tarihi’nden o kadar uzaktalar ki: Kendilerine ilk mağlubiyeti tattıran; seçim yoluyla indiremeyeceklerini anlayınca türlü senaryolar ve davalarla (köpek, bebek, cımbız) idam ettirdikleri merhum Adnan Menderes’in ‘Yeter Söz Milletindir’ sloganını kullanabiliyorlar. (Ah siyaset!) Buradan şu çıkarımda bulunabiliriz; demek ki Menderes’in Demokrat Partisi Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinden 70 yıl önde bir partiymiş.

20 yıldır girdiği her seçimden “milletin” desteğiyle başarılı çıkan, vesayet odaklarını yerle bir eden bir lidere karşı CHP’nin sahiplenmeye çalıştığı bu söylem tutmaz. Bu ülkede çok partili ve denetime tabi seçimlerden, yani 1950’den, itibaren Söz de Karar da Milletimizin.

1946 seçimlerine dair trajikomik bir olayla yazımı sonlandırmak istiyorum.

1946 seçimlerinde köyünde zorlukla geçinen bir vatandaş sandığa gider ve açık oy sistemi olduğu için mecburen açık açık gönlünden geçen Demokrat Partiye kurul önünde oyunu verir. Eve döner, Demokrat Parti’ye oyunu verdiğini duyan hanımı evhamlanır. Aman bey, sen şimdi gittin Demokrat Parti’ye oyunu verdin hükümet bunu haber alınca bizi rahat bırakmaz; tarlamızı, hayvanımızı elimizden alır, git oyunu değiştir der. Adamcağız seçim kuruluna gider ben büyük hata ettim yanlış oy attım değiştirmek istiyorum der. Gizli tasnif yapan kurul başkanının cevabı manidardır: “Bu seferlik biz değiştirdik, bir daha tekrarlama.”

Sözün her daim millette olduğu güzel ülkemizde kalın sağlıcakla…

Siyasi İstismarcılara Tekrar Tekrar Gerçekleri Anlatıyoruz!

Bugün chp grup toplantısında genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, hükümetin 15 Temmuz şehitlerinin kardeş veya erkek çocuklarına askerlik muafiyeti tanıyan kanun hükmünde kararnamesi için şu ifadeleri kullandı (noktasına dokunmuyorum): “Sevgili anneler, Türkiye’nin çok sorunu olduğunu söyledim. Siyaset kurumunun bu sorunlara çözüm üretmesi gerekir ama iktidardaki parti yani AKP’nin sorun çözme kapasitesi ve yeteneği yoktur, bunu kaybetmiştir. Bakın bugün kanun hükmünde bir kararname yayınlandı. Şehitler arasında ayrım yapmışlardı, şimdi bu ayrımı derinleştiriyorlar. 15 Temmuz şehitlerinin kardeşleri ve çocukları arzu ederlerse askerlik yapmayacaklar ama PKK’ya karşı, teröre karşı mücadele eden şehitlerin çocukları veya kardeşleri askerlik yapacak. Bu düzenlemeyi yapan -açık ve net söylüyorum, Binali Yıldırım da duysun, bakanlar da duysun, sarayda oturan zat da duysun- şehitler arasında ayrımcılık yapan insanlar haindirler. Şehitler arasında ayrım yapılır mı Allah aşkına?” 

Asıl bu ülkede hainlik yapanlar, bölücülük yapanlar; olmayan birşeyi varmış gibi gösterenler, pkk’nın kucağına oturup kolkola miting yapanlardır! 

El insaf kardeşim hiç mi danışmanın yok? Hadi bilgisiz, beceriksiz bir danışmanın var diyelim, Google’ı açıp bakamıyor mu vatani görevini yaparken terörle mücadelede şehit olan kişinin kardeş ve yakınlarına ne gibi haklar tanınıyor?!

Bakınız Milli Savunma Bakanlığımızın sitesinde vatani görevini yaparken şehit olanlarla ilgili ne yazıyor (yine noktasına dokunmuyorum): “Askerlik hizmetini yerine getirmekte iken 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında hayatını kaybeden yükümlülerin kendilerinden olma erkek çocukları ile aynı anne ve babadan olan kardeşlerinin tamamı, istekli olmadıkça silah altına alınmaz ve silah altındakiler istekleri halinde terhis edilir.” Yine muvazzaf şehitlerimizin çocuklarına da askerlikte istediği ili seçme hakkı tanınıyor.

Kaldı ki herşeyi, tüm açıklamaları bir kenara bırakalım: 15 Temmuz şehitleri tarihimizde ayrı bir noktaya konumlanmıştır. Çünkü onlar silah altında değildi. Sokağa çıkmak, mermilerin, tankların önüne atlamak gibi bir mecburiyetleri yoktu. Ama onlar bankamatiklerin önünde para çekme kuyruklarında evlerini erzakla doldurma telaşına girmek yerine ülkesi, milleti, bayrağı, istiklal ve istikbali için; bizim için canını ortaya koymayı seçti, tıpkı milyonların yaptığı gibi…

Kemal Kılıçdaroğlu’nun sorunu kim askere gitmiş kim gitmemiş değildir. Onun sorunu 15 Temmuz günü ülkesi ve milleti için sokağa dökülen milyonlardır, şehitlerdir. 

Kimbilir bu kinin sebebi o yüce şehitlerin; dış güçlerin ve “onların içerideki maşalarının” kirli, hain planlarını bozguna uğrattığı içindir.

Kim ne derse desin, 15 Temmuz şehitlerinin isimleri bu ülkenin tarihine altın harflerle yazılmıştır. Varsın bir genel başkan bunu telaffuz etmesin. 

Allah tüm şehitlerimize rahmet eylesin. 

Kalın sağlıcakla…