Yaşadığımız çağ, insana hiç olmadığı kadar çok imkân sunuyor. Ulaşmak kolay, öğrenmek hızlı, iletişim anlık. Dünya genişledi; hayat hızlandı fakat bu genişliğin ve hızın içinde insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin yeniden hatırlanmaya ihtiyacı var.
Modern dönem bize hızın konforunu sundu… Birçok şeyi daha çabuk yapabiliyor, daha kısa sürede daha fazla şeye erişebiliyoruz. Bu, başlı başına bir kazanım ancak her kazanım, bir denge ihtiyacını da beraberinde getiriyor.
Hızlanırken durmayı, çoğalırken anlamı, ilerlerken iç sesi kaybetmemek mümkün. Mesele çağın sunduklarını reddetmek değil; onların içinde ‘insan’ kalabilmek.
Bilgi hiç olmadığı kadar ulaşılabilir: Bu büyük bir imkân. Dolayısıyla artık mesele bilmekten çok, bildiklerimizle ‘ne yaptığımız’. Bilgi içimize işlediğinde, bizi dönüştürdüğünde değer kazanıyor şüphesiz. Düşünce yavaşladığında, anlam derinleşiyor… Kendini tanıyan insan, dünyanın gürültüsünde kaybolmuyor; aksine o gürültünün içinde ‘kendi sesini’ seçebiliyor.
Yeni bir yıl, bilgiyi çoğaltmaktan çok, bilgiyi hayata katmak için güzel bir eşik…
Günümüzde sahip olduklarımızla nasıl bir ilişki kurduğumuz asıl mesele. Eşya hayatı kolaylaştırabilir ama ‘anlamın’ yerini tutamaz. İnsan, dış dünyasını büyütürken iç dünyasını da beslediğinde dengede kalır.
Bütün bu bahsettiklerimin merkezinde hafıza durur. Hatırlamak kimliğini diri tutmaktır. Hafıza, insanın içindeki sürekliliktir. Hayat iz bırakan deneyimlerden oluşur. Yeni bir yıl, hafızayı yeniden beslemek için sessiz bir davettir: Anları hızla geçmek yerine, onların içinde kalabilmek, soluyabilmek…
Yarın takvimler değişecek, sayılar yenilenecek, ajandalar sıfırlanacak ama kendimize sormamız gereken asıl soru şudur: “Biz neyi yenileyeceğiz?”
Yeni yıl genellikle daha fazla hedef, daha fazla hız, daha fazla başarı vaadiyle gelir. Oysa belki de bu kez ihtiyacımız olan şey yeni bir şey eklemek değil eksileni fark etmektir. Kaybettiğimiz derinliği, unuttuğumuz hatırlamayı, ihmal ettiğimiz iç sesi yeniden çağırmaktır.
Bir yıl daha geçip giderken içimizde iz bırakanların peşine düşmektir gerçek yenilik. Biraz durabilmek… Daha çok anlamak… Doğru bildiğimizi yaşayabilmek…
Belki de yeni yıl, yeni bir derinlik çağrısıdır. Büyük kararlar almak zorunda değiliz. Bazen küçük bir dikkat, küçük bir niyet, küçük bir rikkat yeterlidir. Bir anı acele etmeden yaşamak, bir insana emek vermek, bir duygunun içinden gerçekten geçmek… Derinlik, büyük değişimlerden çok küçük ama ısrarlı tercihlerle kurulur.
Takvim değişirken kendimize verebileceğimiz en güzel söz belki de şudur: Bu yıl ‘anlamdan’ yana olacağım…
Tüm dostlara güzel bir yıl dileklerimle…
