İşini İyi Yapmak…

Bol yağışlı, bol rüzgârlı bir Ankara’da, sonbaharın son gününde; hayata, çalışmaya ve işini iyi yapmaya dair bir iki kelam etmek, bir şeyler karalamak geldi içimden.

Günümüz dünyası insanları bireyselliğe, kolay yoldan para kazanmaya, kazancın sebebini sorgulamadan sadece hayat standartlarını yükseltmeye yönlendiriyor. Dolayısı ile bencillik ve ben merkezcilik toplumsal hayatımızda sıklıkla karşımıza çıkıyor. Kimse başarının, bir şeyler üretmenin, katma değer sağlamanın, işini iyi-dürüst yapmanın peşinde değil. Bireysel düşüncenin beraberinde getirdiği fırsatçılık toplumlarda ve dolayısı ile ülkemizde (belki de en yüksek düzeyde) had safhada.

Gerek toplumsal baskı gerek sosyal çevre gerekse de ailelerinin baskısı ile genç kardeşlerimiz işini daha iyi yapmaya, sevdiği işi yapmaya, sevdiği yerde bulunmaya değil de ‘daha çok kazanmaya’ yönlendiriliyorlar. Hayata yeni gelen bir çocuğun hedefi daha iyi, daha doğru, daha güzel insan olmak değil; kaynağı ne olursa olsun çok kazanmak haline geldi. İşte bu toplumsal bozulmalar da dolandırıcılığın, ahlaksızlığın, arsızlığın, hırsızlığın ve hatta ayırt etmeksizin tüm canlılara karşı şiddetin sebebi haline geliyor.

Bu yaşananların birçoğuna çözüm geçmişimizde, ‘öz kültürümüzde’ aslında. Örneğin dürüstlüğün ve işini iyi yapmanın en önemli denetleyicilerinden ve tetikleyicilerinden olan Ahilik Ruhu esnaflarımız arasında yok olmaya yüz tuttu. Esnaf kültürünün temel taşlarından birisi olan Ahilik anlayışında hileli iş yapan esnafın ya dükkânı kapatılırdı ya da o esnaf yaptığı işten men edilirdi. Örneğin en çok tartışma konusu olan ürünlerden biri de ayakkabılar; ‘çürük çarıklardı’.

Eğer bir imalat hilesi söz konusu ise ilgili usta çağrılır, esnafın ileri gelenleri ve diğer meslek temsilcileri huzurunda yetkili tarafından tekdir edilir, aldığı ücretin müşteriye iadesi sağlanır, dava konusu olan ayakkabı da kullanılmamak üzere dama atılırmış. Bir ayakkabıcı esnafının yaptığı ayakkabının dama atılması o usta için en büyük ayıp olup meslekteki şeref ve itibarını sıfırlar, müşterisinin azalmasına yol açarmış. Bu anlayış bütün esnaf teşkilatı için bir genelleme niteliğinde olup birisi hakkında “pabucu dama atıldı” denilmesi artık o meslekten ekmek yemesinin zor olduğuna işaret sayılır, esnafın bu titizlik ile işini yapması temin edilirmiş.

Hiç kimseyi veya meslek gurubunu hedef almak istemiyorum ancak bugün bu anlayış devam etse kimlerin pabuçları dama atılırdı bir gözünüzün önünden geçirin. Bu vesile ile işine hile karıştırmayan, aynı ahlaki anlayışla işini devam ettiren bütün esnaflarımıza ve çalışanlara hayırlı ve bereketli kazançlar temenni ediyorum.

Toplum hayatının şekillenmesinde önemli etkisi olan ebeveynlerden ve öğretmenlerimizden de bir talebim var; çocuklarımızı çok kazanmaya, avukat-mühendis-doktor olmaya, makam-mevki edinmeye şartlamayın. Onlara vereceğimiz en önemli ders ‘dürüstlük’ ve ‘işini en iyi şekilde yapmaktır.’

Martin Luther King’in şu önemli cümleleri her birimizin kulağına küpe olmalı:

Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’ın beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki ve yerdeki herkes durup burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş desin.”

Kalın sağlıcakla…

Yorum bırakın