Türkiye’de STK’lar, Milli Bilinç ve Başarıya Ulaşan Yol…

Sivil Toplum Kuruluşları günümüz dünyasının en önemli öğelerinden biri olmuştur. Hem olumlu hem de olumsuz açıdan baktığımızda günümüzde büyük orandaki STK’lar toplumu ve kitleleri etkilemek için aracı kuruluş olarak görev yapmaktadır.

Yurtdışı kaynaklı kurum kuruluş ve kişiler tarafından fonlanan bu STK’lar milli değerlerden uzak, ülke çıkarlarının tam karşısında kendilerini konumlandırmaktadırlar. Birkaç örnek verecek olursak:

Ulusal çıkarları adına yapacaklarının sınırı olmayan ABD; yurtdışında kurduğu veya fonladığı STK’lar aracılığıyla diğer ülkeleri dizayn etmeye çalışmaktadır. Aynı durum Rusya için de geçerlidir. Greenpeace var mesela… Sizce neden yeşil barış veya yeşil huzuru değil de Greenpeace? Geçtiğimiz ay İstanbul’da gezerken insanların önünü kesen gençleri gördüm. Üstlerinde yeşil tişörtleri, Greenpeace üyeliği alıyorlar. Gençler kime, neye, nereye hizmet ettiğinden bihaber. Sorsanız birçoğu kendisini “ulusalcı” olarak niteler.

Dünya üzerinde nükleer enerjiyi ve santralleri en yoğun şekilde kullanan ABD, söz konusu “diğer ülkeler” olunca fonladığı STK’ları harekete geçirerek nükleere hayır propagandası yaptırıyor. Bu tablo son yıllarda ülkemizde de görülmekte. Sınırımızın 15 km ötesinde yıllardır virane şekilde çalışan Metsamor nükleer santrali patlasa çıkan sızıntının ülkemizin her noktasına yayılabileceğini çok iyi bilenler, Ermenistan’ı eleştirmek yerine son teknoloji ve güvenlik önlemleri dikkate alınarak yapılacak Akkuyu ve Sinop nükleer santrallerine karşı çıkıyor, seslerini yükseltiyor.

Yine 3. Havalimanı, 3. Köprü protestoları… Örnek olarak gösterdikleri Avrupa Ülkeleri, ABD, Rusya ulusal çıkarları doğrultusunda bir proje gerçekleşeceği zaman yekvücut oluyor. Bu tarz büyük projelerin istimlak, satın alma, ihale ve raporlama işlemleri 1-2 ay içerisinde sonuçlanıyor. Oysa bazı dış güçler Türkiye’de büyük hayallerinizin, büyük projelerinizin olmasına pek de müsaade etmiyorlar. Odalar, dış fonlu STK’lar, akademik çevreler… Kısacası bir proje ortaya çıkana, hayata geçene kadar deveye “hendek” atlatıyorsunuz, tabi atlatmadan önce “hendekleri de kapatmanız” gerekiyor…

Yukarıdaki örnekleri çoğaltabiliriz. WHO, UNİCEF, UNESCO… Madem bu kuruluşlar bu kadar insan ve çevreyi önemseyen çalışmalar yapmaya meraklı; neden Suriyeli mülteciler hakkında kalem oynatmıyorlar? Angelina Jolie’yi bölgeye yollayıp, yalandan 2 poz verdirmekle çözülmüyor bu işler.

Bu tarz dış fonlu kuruluşları ters “v”▲ harfine benzetiyorum. Dikkat ederseniz masonik topluluklar da bu sembolü sık kullanır. Burada diğer tüm kurum, kuruluş, topluluk ve görüşlerin üzerine basarak yükselme ve “davalarını” ne pahasına olursa olsun zirveye çıkarma hırsı vardır. Peki kişi ve davası zirveye ulaştığında ne olacaktır? Tepede onu koca bir yalnızlık ve son beklemektedir. Tepeden yukarı tırmanabileceği bir nokta, ulaşabileceği bir gaye kalmamıştır. Davayı yukarıda bırakır ve aşağı doğru sürüklenmeye başlar.

Bir diğer yandan; mülteciler ve insan hakları alanında önemli çalışmalar yapan, Türkiye kaynaklı bazı STK’lar geliyor aklıma… Canları pahasına olsa dahi bir insanın daha hayatını kurtarabilmek, topluma kazandırabilmek için gecesini gündüzüne katan kurumlar geliyor aklıma. İşte o zaman mensubu olduğum topraklarla gurur duyuyorum. Bu STK’ları da “v” ▼ harfine benzetiyorum. Küçük bir iyilikle başlayan bu hikâye iki yana açılmış kol gibi semaya uzanıyor ve sonsuz bir hal alıyor. Dağın tepesinin yani ters “v”nin bir sonu vardır. Ancak bir “v” sonsuzluğa açılır. İyilikler büyür, büyüdükçe güzelleşir, güzelleştikçe insanlığa hizmet eder. Bu bağlamda ülkemizde önemli çalışmalara imza atan STK’ları ve onları bugünkü haline getiren yüce gönülleri tebrik etmek istiyorum.

Başarılı çalışmalarının artarak sürmesi dileğiyle…

Çünkü Dünya’nın buna ihtiyacı var…

stk1

Yorum bırakın