Doğunun gizemli ve bir o kadar da kalabalık ülkesi Çin ile ilgili 1 hafta içerisinde gördüklerimi duyduklarımı bu yazılar aracılığı ile sizlere aktarmaya çalışacağım.
Teknoloji: Öncelikli olarak Çin adını duyduğumda aklıma gelen ilk şey (bir çok kişinin de aklına geleceği gibi) “teknoloji” idi. Teknolojik olarak son derece ileride yaşayan bir halk ve yaşam tarzı bekliyor giden insan doğal olarak. Gittiğimde ilk hayal kırıklığına uğradığım ilk konu bu oldu. Çin halkının teknolojik gelişmelerle pek alakası yok gibi. Halk tabanında teknolojik veya diğer bir deyimle gelişmiş bir hayat tarzı yok maalesef. Teknoloji kullanımında Türk halkından daha düşük seviyelerde olduklarını söyleyebiliriz. Çinde Facebook, Twitter, Youtube gibi sosyal platformlar yasak. Devlet kendine karşı bir örgütlenme, ayaklanma riskine karşı bu platformların erişimini yasaklamış. Komünist partilerin, anlayışların özgürlükçü olduğunu, yaşam standardını yükselttiğini iddia edenler bu kısımları iyi okusun lütfen. Bu sosyal platformların yasağını aşmak (profesyonel programlar hariç) çok zor. Hadi aştınız ve girdiniz, üstüne de devlet yönetimini veya Komünist Partiyi eleştirdiniz diyelim, yargılanacağınız yıl yasalarına göre en az 30… Televizyon kanallarının tamamı devletin. Cha1, Cha 2, Cha 3… gibi sıralanıp gidiyor. Yayınlar da ona göre şekilleniyor tabii.
Halk ve İnsan İlişkileri: Çin her ne kadar ekonomik açıdan dünya devlerinden biri olsa da halkın genelinin alım gücü ve yaşam standardı düşük. Halkın büyük bir kısmı tıpkı Rusya’daki Sovyet Blokları gibi 1 veya 2 odadan oluşan bloklardaki dairelerinde yaşıyorlar. Bu bloklar genel olarak kötü şartlarda, dökük ve eskiler. Çin çok zengin bir ülke, halkı niçin bu şekilde diye orada yaşayan bir arkadaşıma soru yönelttiğimde aldığım cevap şuydu: “Çin’de nüfusa oranla %10’luk aşırı zengin bir kesim var, bu sayı da zaten bir çok ülkenin toplam nüfusundan fazla insana tekabül ediyor. işte bu ülke ekonomisini yönlendirenler o kesim. O insanları bu çevrede, sokaklarda göremezsin zaten.” Bu cümleden de anlaşılacağı gibi sosyal refah tabana yayılmamış durumda. Çin vatandaşları özellikle yabancılara karşı çok saygılı. Örneğin bir sohbete başladığınızda gözünüzün içine bakarak konuşuyorlar.Kartvizitinizi uzattığınızda sizi önemsediklerini göstermek için kartınızı 2 elle alıyorlar ve uzun uzun inceliyorlar; tabi aynı şeyi onlar kartvizitlerini uzattıklarında da yapmanızı bekliyorlar. Otellerinde (en azından benim kaldığım ve gördüğüm bir kaç otelde) girişte karşılama heyeti gibi 3-4 çalışan kapıda sizi bekliyor ve hep bir ağızdan “hoş geldiniz efendim” diyorlar, ilk yaşadığımda hayli tuhaf gelmişti bana. Otel demişken ; internete girmeye çalışırken otelin genel wireless ağı az çektiği ve bana yavaş geldiği için resepsiyonu aradım, hemen çözüyoruz dediler ve 2 dakika sonra oda hizmeti odama gelip bana özel kablosuz modemi kurmuştu bile, bu açıdan çok çalışkanlar. Eğer bir ziyarette bulunursanız genel olarak taksi kullanmanızı öneririm. Çok uzun mesafelere çok uygun fiyatlarla gidebilirsiniz. Halkın yüzde doksanının İngilizce bilmediğini göz önünde bulundurarak gideceğiniz yerlerin adresinin Çince çıktısını mutlaka yanınızda bulundurun ve taksiciye gösterin. Bu şekilde gideceğiniz yere ulaşabilirsiniz. Çinde tüm vatandaşların kendi araçlarıyla taşımacılık (taksicilik) yapmaları serbest, yolda beklemeye başladığınız an korna çalıp sizi araçlarına almaya çalışıyorlar, tabi bu da bir güvenip güvenmeme konusu; lisanslı taksi nüfusa göre çok az olduğu için bazen saatlerce boş taksi bulamayabiliyorsunuz. Bu durumda lisanssız taksilere binmek zorunda kaldım bir kaç kere. Bu araçları en azından geceleri kullanmamanızı öneririm. Organ mafyasının yaygın olduğu ve bunun taksiyle kaçırma yoluyla olduğu yabancı bir ülkede insan çok güvenemiyor tabii. Buraya düşmek istediğim bir diğer not ise kesinlikle umumi tuvaletleri kullanmayın. Çünkü herhangi bölme söz konusu değil herkes ulu orta işini hallediyor. Bizin alışık olmadığımız bir tablo tabi ki.
Yeme-İçme: Geldik Çinde bir Türk vatandaşının yaşayacağı en büyük problemlerden birine… Tahmin ettiğiniz üzere Çin mutfağı bizim damak zevkimize hiç ama hiç uygun değil. Yapılan yemekler ve kullanılan yağlardan dolayı bırakın yemek yemeyi bir restoranın önünden geçmek bile sizin için azap olabilir. Yiyecek gıda bulmakta zorluk çekebilirsiniz, özellikle bir de müslümansanız helal gıda bulmak oldukça güçleşiyor. Çinde yoğurt, peynir gibi süt ürünleri de çok nadir bulunuyormuş. Çinlilerin sindirim sistemi bu ürünlerin içindeki yararlı bakterileri hazmedemediği için onlara çok büyük rahatsızlık veriyormuş. Burada aç kalmamak için en iyi çözüm Sincan-Uygur lokantaları. Bu lokantalar da kısmen pis olsa da en azından tüm gıdalar helal. Bu konuda çok dikkatliler. Sincan-Uygur restoranlarını yeşil fonlu, üzerinde Arapça yazılı ve cami resimli tabelalarından tanıyabilirsiniz. Çinde her mahallede en az bir tane bu lokantalardan mevcut. Bunlardan faydalanabilirsiniz. Çinde yaşayan bir Türk arkadaşım bu lokantalarla ilgili bir enstantaneyi de benimle paylaştı. Sincan-Uygur lokantaları ramazan ayında iftar vakti hiç kimseden hesap almıyor, ücretsiz hizmet veriyorlarmış. Ne güzel bir birlik! Ülkemizdede bu tarz uygulamaların en azından imkanı olmayan kesim için yapılmasını diliyorum. Bu arada Sincan-Uygurlarından bahsedince fuardan ayrılırken yaşadığım bir olay geldi aklıma. İki Uygur standa gelerek burası Türkiye standı değil mi dedi ve başladık muhabbete. Birinin adı Muhammed diğerinin adı Ahmetti. Konuştuklarımızın özeti şu: Kendilerine uluslararası mecrada sadece Türkiye Cumhuriyetinin sahip çıktığını, bizim gelişimimizin onları umutlandırdığı, biz güçlendikçe kendilerinin de güçlendiğini anlattılar.Uluslararası mecrada ülkelerindeki katliamlara sessiz kalmayan tek liderin başbakanımızın olduğunu belirttiler. Siyasi hiç bir söylemin-yönlendirmenin olmadığı bu sohbetin sonunda, Ahmedin içinden gelerek bunları söylemesi beni hem mutlu etti hem onurlandırdı…
